Euro

52,7087

Dolar

45,1829

Altın

6.629,53

  • Ekleme: 27.04.2026 18:10 Güncelleme: 27.04.2026 18:11

Merhamet kaybolursa, insan kaybolur

“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir; size çok düşkündür, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9:128)

İnsan güçlü olabilir, başarılı olabilir, saygı görebilir. Ama bir şeyi kaybettiğinde bütün bunların anlamı kalmaz: merhamet. Çünkü merhamet, insanı insan yapan en temel değerdir.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hayatına baktığımızda, onun en belirgin vasıflarından birinin merhamet olduğunu görürüz. Bu merhamet sadece insanlara değil; çocuklara, yaşlılara, hayvanlara ve hatta kendisine zulmedenlere kadar uzanıyordu. Taif’te taşlandığında bile beddua etmedi; aksine onların hidayeti için dua etti. Çünkü onun merhameti, şartlara göre değişen bir duygu değil; karakterinin kendisiydi.

Bir gün Mekke’nin fethinde, kendisine yıllarca zulmeden insanlar karşısında en güçlü konumdaydı. Herkes bir intikam beklerken o şöyle dedi: “Bugün size kınama yok, hepiniz serbestsiniz.” İşte burada merhametin en açık hâlini görürüz: Elinde imkân varken bile affedebilmek merhamettir.

Bir sefer esnasında ise yavrularını emziren bir köpek gördü. Onun rahatsız olmaması için ordunun yolunu değiştirdi ve bir sahabeyi orada nöbetçi bırakarak hayvanın korunmasını istedi. Bu, merhametin sadece büyük anlarda değil; en küçük canlıya karşı bile sorumlulukla gösterilmesi gerektiğini öğreten bir dersti.

Acı bir gerçek ki, bugün en çok merhameti göstermemiz gereken yerlere bile merhamet edemiyoruz. En yakınımızdaki insanlara… Anne-babamıza, eşimize, ailemize… Hatta çoğu zaman trafikte ya da bir park yeri yüzünden bile birbirimize karşı sertleşebiliyoruz. Kalpler daralıyor, tahammül azalıyor, merhamet geri çekiliyor. Oysa unutulmaması gereken bir hakikat var: Merhamet etmeyene merhamet edilmez.

Peki, ne oldu da bu hâle geldik? Merhamet içimizden nasıl çekildi? Belki de cevabı çok uzaklarda aramaya gerek yok. Kalplerimiz yoruldu, hayat hızlandı, menfaat öne geçti. İnsan, kendini merkeze koydukça başkasını görmez oldu. Sürekli hak arayan ama sorumluluk almayan bir anlayış yayıldı. Küçük şeyler büyütüldü, büyük değerler küçüldü. Merkezden Hz. Peygamber’i çıkardık; yerine benliği ve menfaati koyduk. Bu yüzden merhamet zayıfladı, sertlik arttı.

Oysa merhamet kaybolmaz; sadece terk edilir. Ve yeniden bulunmasının yolu bellidir: Hz. Peygamber’i yeniden tanımak, anlamak ve hayatımıza taşımak. Çünkü O’nun olduğu yerde merhamet vardır.

Ve merhametin en somut hâli affedebilmektir. Kur’ân bu konuda şöyle buyurur: “Kim affeder ve ıslah ederse, onun mükâfatı Allah’a aittir.”(Şûrâ 42:40)

Demek ki merhamet, sadece acımak değil; kırıldığında affedebilmek, incindiğinde onarabilmektir. Çünkü affeden insan küçülmez; aksine büyür. Bu yüzden mesele şudur: Merhamet bekleyen değil, merhamet eden olmak. Çünkü merhamet verilmeden bulunmaz ve unutulmamalıdır elinde imkân varken affedebiliyorsan, işte o zaman merhametlisin.

Çünkü merhamet azaldıkça insan küçülür, merhamet arttıkça insan büyür.

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Yazıları

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.