Euro

50,6225

Dolar

44,1857

Altın

7.131,71

  • Ekleme: 12.03.2026 11:52 Güncelleme: 12.03.2026 11:53

Kudüs’ten kalan ders: Kâbe’yi yalnız bırakmayın

“Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Mekke’deki o mübarek ve âlemler için hidayet kaynağı olan evdir.” (Âl-i İmrân, 3:96)

Kur’ân Kâbe’yi sıradan bir mabed olarak değil, insanlık için kurulan ilk merkez olarak tanıtır. Müminlerin yönü oraya döner, kalpler orada birleşir. Kâbe sadece bir şehirde bulunan bir yapı değildir; ümmetin ortak istikameti ve tevhidin sembolüdür. Bu yüzden mukaddeslerin yalnız kalması, aslında kalplerin merkezini kaybetmesi demektir.

Mukaddes mekânlar bir günde kaybedilmez. Önce yalnız bırakılır. Sonra hayatın merkezinden çıkarılır. En sonunda da işgal edilir. Kudüs bunun en acı örneğidir. Kudüs, ümmetin kalbinden düştüğü gün işgal edildi. Kapıları kapandığı için değil; onu sahiplenen bilinç zayıfladığı için. Kudüs için kurulan bazı cümleler zamanla bir savunma değil, bir geri çekilme oldu.

“Bu Arapların meselesi.” “Topraklarını kendileri sattı.” “Bizim yapabileceğimiz bir şey yok.” Bu sözler Kudüs’ü savunmak yerine ondan uzaklaşmanın gerekçesine dönüştü. Mesele ümmetin ortak davası olmaktan çıkarıldı, belli bir milletin meselesi gibi gösterildi. Böylece Kudüs kalplerden yavaş yavaş düştü ve yalnız kalan Kudüs işgal edildi.

Bugün Kudüs’te yaşananlara bakıldığında bu yalnızlığın bedeli daha iyi anlaşılır. Mescid-i Aksa’nın kapılarında nöbet tutan askerler, ibadete gelen insanlara uygulanan kısıtlamalar, evlerinden çıkarılan aileler ve her geçen gün daralan bir hayat…

Kudüs bugün sadece işgal edilmiş bir şehir değil; aynı zamanda ümmetin unutmasının ağır bedelini taşıyan mazlum bir şehirdir. Bugün benzer bir dilin Kâbe etrafında dolaşması bu yüzden ürkütücüdür. Bu defa cümleler biraz farklı kuruluyor: “Suud emperyalizmin yanında.” “Paramız onlara gidecek.” “Oraya gitmeyelim.” Bu söylemler ilk bakışta siyasî bir eleştiri gibi görünse de sonuçta vardığı yer başka bir noktadır: Kâbe’yi ümmetin ortak merkezinden uzaklaştırmak. Oysa Kâbe herhangi bir devletin, hanedanın ya da siyasetin mülkü değildir. Kâbe, bütün Müslümanların kıblesidir.

Kâbe’ye yönelmek bir ülkeye destek vermek değildir. Bu, Allah’ın emrine yönelmektir. Mümin namaza durduğunda hangi yönetimin bulunduğunu düşünerek değil, Rabbine yönelerek kıbleye döner. Kâbe sadece ziyaret edilen bir mabed değildir. Müslümanın yönünü belirleyen yerdir. Namazda döndüğümüz istikamet, kalbin Allah’a yönelişinin sembolüdür. Bu yüzden Kâbe zayıflarsa sadece bir şehir değil, bir ümmet yönünü kaybeder. Çünkü Kâbe; birliğin merkezidir, tevhidin sembolüdür ve ümmet olmanın en güçlü işaretidir.

Kimse bugün Kâbe’yi silahla işgal edemez belki. Ama Kudüs bize çok önemli bir gerçeği öğretti: Mukaddesler önce kalplerde yalnız kalır. Kâbe’yi yalnız bırakmak sadece oraya gitmemek değildir. Onu hayatın merkezinden çıkarmaktır. Kıbleyi bir ibadet yönü olmaktan çıkarıp sıradan bir tartışma konusu hâline getirmektir. Oysa ümmeti ayakta tutan sadece toprak değildir. Ümmeti ayakta tutan ortak yön duygusudur. O yönün adı da Kâbe’dir. Resûlullah bu hakikati şöyle ifade eder: “Bu ev (Kâbe) ayakta olduğu sürece insanlar hayır üzere olmaya devam eder.” (Müslim, Hac, 96)

Kudüs yalnız kaldı, işgal edildi. Çünkü mesele ümmetin ortak meselesi olmaktan çıkarıldı. Bugün aynı hatayı Kâbe konusunda tekrarlamak büyük bir gaflet olur. Çünkü Kâbe yalnız kalırsa, mesele sadece bir şehir meselesi olmaz; ümmet yönünü kaybeder. Bu yüzden mesele hac ve umre meselesi değildir. Bu mesele, kalplerin hangi merkeze bağlı olduğu meselesidir.

Kudüs bize kaybetmenin acısını öğretti. Kâbe ise bize yönümüzü hatırlatıyor. Kâbe’yi yalnız bırakmayalım. Çünkü kıbleyi kaybeden bir ümmet, istikametini de kaybeder.

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Yazıları

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.