Euro

50,6225

Dolar

44,1857

Altın

7.131,71

  • Ekleme: 04.03.2026 15:23 Güncelleme: 04.03.2026 15:24

Vekâlet savaşları ve kürtlerin imtihanı: PEJAK üzerinden bir muhasebe

Ortadoğu yine ateş çemberinde. abd ve israil’in İran ile yaşadığı gerilim, bölgesel bir hesaplaşmanın ötesine geçerek küresel bir güç mücadelesine dönüşmüş durumda. Karşılıklı saldırılar, tehditler ve sert açıklamalar üzerinden yürüyen bu süreçte en çok konuşulan başlıklardan biri de “vekâlet güçler” meselesi.

Son günlerde adı daha sık anılan yapılardan biri Partiya Jiyana Azad a Kurdistanê (PEJAK). Soru şu: PEJAK İran’da bir vekâlet gücü olur mu? Daha doğrusu, Kürtler bir kez daha büyük güçlerin satranç tahtasında piyon hâline getirilmek mi isteniyor?

Bazı çevreler, İran’da sistemin yalnızca bir lider figürüne bağlı olduğunu, olası bir kriz veya lider kaybı hâlinde rejimin çökeceğini iddia etmişti . Hatta doğrudan Ali Hamaney üzerinden yapılan analizlerle devlet yapısının dağılacağı öngörülmüştü.

Oysa kadim devlet gelenekleri olan, bürokratik ve ideolojik olarak örgütlü yapılarda sistem yalnızca bir şahsa bağlı değildir. Liderler gider, yapılar kalır. Bu, tarihin birçok döneminde görülen bir gerçektir.

İran’da da şu ana kadar beklenen iç karışıklık tablosu ortaya çıkmış değil. Muhalefetin kitlesel bir kalkışmaya dönüşmediği, kurumların çökmeye başlamadığı görülüyor. Bu durumda dış müdahale ihtimalinin, içeride “yerel dinamikleri harekete geçirme” stratejisine evrilmesi şaşırtıcı olmaz.

Ortadoğu’nun son yüzyılı vekâlet savaşlarının tarihidir. 1916’daki Sykes-Picot Anlaşması ile bölge cetvelle bölündü; halklar parçalandı.

Kürdistan dörde bölündü ve Kürtler dört ayrı devletin sınırları içinde kaldı: Türkiye, Irak, Suriye ve İran. O günden bu yana en çok acıyı yaşayan topluluklardan biri oldular.

İslami perspektiften meseleye baktığımızda şu ilkeyi hatırlamak gerekir: Mümin, başkasının zulmüne alet olmaz. Bir kavmin uğradığı haksızlık, onu başka bir haksızlığın aracı kılmaz. Eğer bir yapı, bölge dışı güçlerin stratejik hedefleri doğrultusunda konumlanırsa, bunun bedelini yine o coğrafyanın insanları öder.

Bugün abd ve israil’in bu topraklarda “asli unsur” olmadığı açıktır.

Bu coğrafyanın asli unsurları Türklerdir, Kürtlerdir, Araplardır, Farslardır. Aralarındaki ihtilaflar içeriden ve adalet zemininde çözülmelidir. Dış müdahale, sorunu çözmez; derinleştirir.

Kur’an’ın temel ilkelerinden biri adalettir: “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Maide, 8)

İslam, zulme karşı durmayı emreder; fakat bunu başka bir zulmün aparatı hâline gelerek değil, hakkı ve hukuku gözeterek yapmayı öğretir.

Eğer Kürtler ya da herhangi bir halk küresel güçlerin vekil unsuru hâline gelirse, bu yalnızca bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükler.

Suriye’de yaşananlar hâlâ hafızalarda tazedir. Silahlı yapıların büyük güçler adına sahaya sürülmesi, şehirleri harabeye çevirdi; halkları göçe zorladı. Aynı senaryonun İran’da tekrarlanması, yalnızca İran’ı değil tüm bölgeyi ateşe atar.

Son Söz

Kürtler artık kimsenin “paralı askeri” olmamalıdır. Kendi haklarını, kendi iradeleriyle ve kendi meşru zeminlerinde savunmalıdır. Aynı şekilde bölge devletleri de Kürt meselesini güvenlikçi reflekslerle değil, adalet ve eşit vatandaşlık ilkesiyle ele almalıdır.

Vekâlet savaşları kazanan üretmez; yalnızca yıkım üretir. Bu toprakların geleceği Washington’da ya da Tel Aviv’de değil; Ankara’da, Tahran’da, Bağdat’ta, Şam’da ve en önemlisi halkların vicdanında şekillenmelidir.

Adalet bize şunu söyler: Zulmün karşısında dur, ama zulmün aracına dönüşme.

Selam ve du ile…

Yazarın Diğer Yazıları
Günün Yazıları

Çerez Politikası

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.