53,0096
45,9701
6.408,30

Arafat’ta vakfe, milyonlarca müminin mahşer provasıdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hutbe irad ettiği, ümmetine hitap ettiği bu mukaddes meydanda Diyanet İşleri Başkanı’nın yaptığı dua, hacıların “amin” nidalarıyla semaya yükseldi. Ancak bu dua, İslam’ın yeryüzü egemenliği davasıyla tam örtüşmüyor; daha çok affa, kişisel arınmaya ve genel iyiliğe odaklanıyor. “Yeryüzünün her bir köşesinde insanlığın yüreğinde yıllardır dinmeyen acıları dindir.” gibi ifadeler güzel olsa da mantıksal bir eksiklik taşıyor. Zira dua, insanı edilgen bir bekleyişe değil, aktif bir mücadeleciye dönüştürmelidir. “Allah’ım zulümleri bitir” demek yetmez; “Zulümlerin bitirilmesine, iyiliğin yaygınlaşmasına bizi memur ve vesile eyle” denmelidir. Dua, gözyaşı döktürmeli ama aynı zamanda ayağa kaldırmalı, vizyon vermeli, eylem katmalıdır.
Hac, yalnızca ritüellerden ibaret bir ibadet değildir. O, siyasi bir meydan okumadır; İbrahimî bir direnişin, tevhid bayrağının yeryüzüne dikilmesinin sembolüdür. Arafat, ümmet-i Muhammed’in geçmişini muhasebe ettiği, geleceğini planladığı bir kongre merkezidir. Bu kadar büyük ve güçlü bir ümmetin bu kadar zelil olması kabul edilemez. Mekke ve Medine’nin emaneti Suud yönetimine nasıl teslim edildiği, ümmetin organize edilememesi, şeytan ve taraftarlarıyla cihad eden bir topluma dönüştürülememesi alimleri ve tüm sorumluları düşündürmelidir. Bugün Arafat’ta Gazze için dahi net bir haykırışın yasaklanması, İslam ümmeti üzerindeki baskının en acı örneğidir. Ezilmekten, bastırılmaktan, zalimlerin tahakkümünden usandık. İslam’ın hakkıyla öğretilmeyişinden, egemenliğinin inkârından bıktık. Allah’ım, duy sesimizi, icabet et bize!
Diyanet duasında “Her türlü kötülüğün, haksızlık ve zulmün karşısında duracağımıza söz veriyoruz… Mazlumların sığınağı olacağımıza söz veriyoruz. Zalimlerden intikamına bizleri vesile eyle” gibi ifadeler yer almalıydı. Ancak somut ifadeler yerine insanın halife olduğu dünyada işi Allah'a havale eden insanı etken bir varlık olmaktan ziyade sadece elini açıp yalvaran bir bireye dönüştüren bir dua usulü, İslam'ın ve Kur'an'ın mantığına terstir.
Yine Diyanet İşleri Başkanının dualarında mazlum coğrafyalar (özellikle Gazze) anılmıyor, Amerika ve İsrail zulümleri ve emperyalizmin lanetlenmesi gibi ümmetin düşmanlarının aleyhine olacak dualar göğe yükselmedi. Dua, “işi Allah’a havale edip kendini aradan çekme” halinden kurtulmalıdır. Gerçek dua, insana sorumluluk yükler. Peygamberlerin duaları gibi, hem af diler hem de yeryüzünde halife olmanın bilincini pekiştirir.
Hacılar, Arafat’tan dönünce kendi yurtlarında birer hidayet davetçisi, tebliğ eri, adalet savaşçısı olmalıdır. Her hacı, milletinin, vatanının emniyet ve selameti için bir öncüye dönüşmelidir. İşte Hacılardaki bu dönüşümü sağlayacak en etkili eğitim aracı Arafat'ta yapılan duadır.
Hac mantığı, ümmeti harekete geçirmektir. O, bireysel kurtuluşu aşan kolektif bir şahlanıştır. İbadetlerin siyasi boyutu inkâr edildiğinde İslam, yeryüzü egemenliğinden soyutlanır; Arafat'ta da sadece bireysel zikirhaneye indirgenir. Oysa hac, devlet ve egemenlik dininin en güçlü göstergesidir.
Ümmet, bu kadar dağınık, bu kadar örgütsüz kalmamalıdır. Alimler başta olmak üzere tüm müminler, Arafat ruhunu yeryüzüne taşımalı; planlama, organizasyon ve cihad bilincini canlandırmalıdır.
Allah’ım, bu sene haccını ifa eden her bir hacıyı, milletine rahmet vesilesi kıl. Hacıları hidayet davetçilerine dönüştür. İslam ümmetinin üzerindeki baskıyı kaldır, zalimlerin tahakkümünü bitir. Dua ve eylem birleşsin; gökler aleminin rahmeti yeryüzüne insin. Ey Hacılar, Haccınız mebrur, dualarınız makbul olsun. Ümmetin cehd edip ayağa kalktığı, yeryüzünde ilahi adaleti ve ilahi egemenliği tesis ettiği yeni bir yıla kavuşmak dileğiyle hicretin 1448. yılı şimdiden mübarek olsun. Geçmiş bayramınızı, gelecek tüm bayramlarınızı Allah mübarek eylesin.
Amin.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.