50,2629
43,1370
6.199,40

İslâm’da dua, büyük önem taşıyan bir ibadettir. Bazı rivayetlerde dua, ibadetin özü olarak tanımlanmıştır. Dualarımızın kabul olması için ise dua âdâbını bilmek ve uygulamak şarttır.
Bu âdâbı daha iyi anlamak için, İmam Ca‘fer-i Sâdık’tan (a.s.) nakledilen şu önemli diyaloğu aktaralım:
İmam Sâdık’a (a.s.) ashabından biri şöyle arz etti:
“Kur’ân-ı Kerîm’de tevilini bilmediğim iki âyet vardır.”
İmam: “Hangi âyetlerdir?”
Biri: “Beni çağırın (dua edin) size icabet edeyim.” (Mü’min sûresi, 60. âyet) Oysa ben Allah’ı çağırmama rağmen duam kabul olmuyor.
– Allah’ın vaadine aykırı hareket ettiğini mi sanıyorsun?
– Hayır.
– Öyleyse ne demek istiyorsun?
– Bilmiyorum.
Diğer âyet: “Siz Allah için ne verseniz, Allah onun yerine başkasını verir.” (Sebe’ sûresi, 39. âyet.)
– Allah’ın vaadine sadık kalmadığını mı sanıyorsun?
– Hayır.
– Öyleyse ne demek istiyorsun?
– Bilmiyorum.
İmam buyurdu: İnşallah bu konuyu sana açıklayacağım. Allah’ın emrettiği şeye itaat ettikten sonra O’nu çağırsaydın, sana icabet ederdi. Ama sen Allah’a muhalefet etmektesin, dolayısıyla O da sana icabet etmemektedir.
İnfak ettiğin şeyin yerini başka bir şeyin doldurmadığı sözüne gelince; eğer helâl yolla kazanarak yerinde infak etmiş olsaydın, bir dirhem olsaydı dahi Allah onun yerine bir başkasını verirdi.
Eğer O’nu dua metoduyla çağırsaydın, günahkâr olsaydın da yine sana icabet ederdi.
– Dua metodu nedir?
Farzı edâ ettiğinde Allah’ı ulularsın, edebildiğin kadar O’nu methedersin, Peygamber’e (s.a.a.) salât gönderirsin, ona çokça salât gönderirsin, risâletini tebliğ ettiğine şahadet edersin, hidayet İmamlarına salât gönderirsin. Allah’a hamd-u senâ, Peygamber’e salâttan sonra Allah’ın sana iyiliklerini, güzel ihsanıyla imtihanlarını, sana verdiği nimetlerini, sana yaptığı güzel işlerini hatırlayarak bunlara karşı Allah’a hamd ve şükredersin. Daha sonra hatırladığın günahlarına bir bir, hatırlamadığın günahlarına ise genel olarak itiraf edersin. Bütün günahlarından Allah’a tövbe ederek, tekrar günaha dönmeyeceğine karar verirsin. O günahlardan pişmanlık duyarak, doğru bir niyet, korku ve ümitle Allah’tan bağışlanma diler ve şunları söylersin:
“Allah’ım! Ben günahlarımdan dolayı Senden bağışlanma diliyor, Sana tövbe ediyorum. Öyleyse beni itaatine yönelt, beni bana farz kıldığın, yani Seni hoşnut eden her şeye muvaffak kıl. Şüphesiz ben, kendisini nimetlendirmediğin hâlde Sana hakkıyla muvaffak olan hiç kimse görmedim. Öyleyse, bana öyle bir nimet ver ki, onunla rızvânına ve cennetine ulaşayım.”
Daha sonra hacetlerini iste; umarım ki Allah, seni mahrum etmez inşallah.
Duanın kabulü için dikkat edilmesi gereken başlıca kurallar şunlardır:
1. 'Allah’ı tanımak gerekir.' İnsanlar, sâlih âlimlere dualarının niçin kabul edilmediğini sorduklarında, birçok âlim şöyle cevap vermiştir: “Ey insanlar! Dualarınızın kabul olmaması sebebi, Allah’ı tanımayışınızdandır. Çünkü siz tanımadığınız birisini çağırıyorsunuz ve anlamadığınız bir şey istiyorsunuz. Eğer Allah’ı tanısanız dualarınız kabul olur.”
2. 'Allah’a karşı hüsnüzan sahibi olmak lâzımdır.' Dua ederken kalple Allah’a yönelmeli, duasının kabul olacağına inanmalıdır. Acele etmemelidir. İmam Ca‘fer-i Sâdık’tan (a.s.) şöyle nakledilmiştir: “Kul acele etmediği müddetçe Allah’tan daima bir hayır, ümit ve rahmet içerisindedir. Acele ettiğinde ise ümitsizliğe kapılır ve duayı terk eder.” “Nasıl acele edilir?” diye sorduklarında, İmam: “Filân zamandan beri dua ediyorum ama duama icabet edilmiyor demesiyle” buyurdu.
3. Dua ederken 'muztar olmak', yani her yerden ümidi kesmiş, çaresiz bir insan gibi dua etmek lâzımdır.
4. Allah’ın emirlerini yerine getiren bir kişi olarak dua etmek gerekir.
5. Bütün kalbimizle Allah’a yönelmek şarttır. Çünkü Allah, gâfil kalpten gelen duayı kabul etmez. Temiz bir kalp ve doğru bir dille Allah’ı çağırmalıyız.
6. 'Huzû, huşû ve kalp yumuşaklığı' ile Allah’a yönelmek lâzımdır. Peygamber Efendimiz ve diğer peygamberler, bir fakirin yiyecek istemesi gibi Allah’a yakarırdı.
7. Hem sıkıntıda hem rahatlıkta sürekli dua etmeliyiz. Mutlu günlerde de Allah’a dua etmeliyiz ki, darda kaldığımızda O bizi unutmasın. Keyifli iken Allah’ı unutanı, dar gününde Allah da unutur.
8. Allah’a vefa edene Allah da vefa eder; Allah’ı unutanı Allah da unutur. Verilen nimetleri unutmamalı, nankörlük etmemeliyiz ki duamıza icabet edilsin.
9. Atıcılıkta en önemli husus antrenmandır. Antrenmansız insan isabet ettiremezse, duada da en önemli husus antrenmandır. Antrenman, farz ibadetleri düzenli yapmaktır. Farzı eksik olan insan, antrenmansız sporcu gibidir; attığını tutturamaz, duası isabet etmez.
10. Atalarımızın sözünü unutmamalıyız: “Olmayacak duaya âmin denmez.” Toplum, tarih, tabiat ve kâinattaki ilâhî sünnetlerin değişmesini istemek, duanın kabul olmamasına sebeptir.
11. 'Günahlardan kaçınmak' duanın kabulüne vesiledir.
12. Dua için toplanmak ve müminlerden “âmin” demelerini istemek de kabulüne yardımcı olur.
13. Büyükler, en iyi duanın diline dökülen, yürekten gelen dua olduğunu söylemiş; insanın Rabbinden içinden geldiği gibi istemesini tavsiye etmişlerdir.
14. Dua etmeden önce Allah’a hamdetmek, Peygamber’e salavât getirmek ve Allah’tan af dilemek kabulüne vesiledir.
15. Allah’ı en güzel isimleriyle (Esmâ-i Hüsnâ) çağırmak lâzımdır.
16. Tüm ihtiyaçlarımızı, dertlerimizi, büyük-küçük isteklerimizi Allah’a açmalı ve duamızda ısrar etmeliyiz.
17. Kabul olmasını istediğimiz dualarımızı müminlerden talep etmeliyiz; özellikle anne-babamızdan, çocuklarımızdan, âlim ve hocalardan dua istemeliyiz.
18. Duanın kabul olduğu mübarek gün ve geceleri ganimet bilmeliyiz.
19. Özellikle gecenin derinliklerinde teheccüd namazı kılıp dua etmeliyiz.
20. Dua ederken iki elimizi güzelce açmalı, sonunda ellerimizi yüzümüze sürmeliyiz.
Bu âdâba riayet edenlerin duaları inşallah kabul olur.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için "çerez politikasını" inceleyebilirsiniz.